Mehmet Paksu'nun yazısı...
Bu meseleye bir açılım getirebilir misiniz?" İnsan niçin namaz kılar, niçin oruç tutar? Hac gibi zor ve meşakkatli bir ibadeti niçin yapar? Çalışıp kazandığı malının bir kısmını niçin fakir fukaraya verir? Çevresindeki insanlara neden iyi davranır, kötülüklerden uzak durmaya çalışır? Neden sürekli dua eder durur?
Bütün bunlar birer ibadettir, birer kulluk görevidir. İbadetlerin de tek bir yapılış amacı vardır, o da Allah'ın rızasını kazanmak, hoşnutluğunu elde etmektir. Başka bir niyet ve başka bir düşünce devreye girecek olsa o ibadet, ibadet olmaktan çıkar, bir menfaat beklentisine dönüşür. Meselâ, "desinler, görsünler" gibi gösterişe yönelik niyetler, bir ibadet "defo"sudur, bir kulluk "kayması"dır ve sonsuz âhiret nimetlerini dünyada geçici olarak yemektir ki, elması cam kırığıyla değiştirmektir, manevi bir iflastır, kişinin cennetini tehlikeye atmasıdır. Oysa ibadet Allah emrettiği için yapılır, sonucu Allah rızasıdır, meyvesi ve karşılığı âhirette alınır. Çünkü sevaplar, dünyada yapılan ibadetlere Allah'ın verdiği manevi karşılıktır. Bu ücretlerin nimet olarak mükâfatı da ancak Cennettir.
Hayati bir önem taşıdığı için İslam âlimleri tarafından "İslam'ın dörtte biri" olarak nitelendirilen meşhur hadiste ibadetlerin sadece ve sadece niyetlere göre değer kazanacağı bildirilir. Hadis şöyle: "Amellerin değeri ancak niyete göredir. Bir kimse neye niyet etmişse, eline geçecek olan da odur." Farz edelim bir kimse, formunu korumak ve kültür-fizik hareketi yapmış olmak için namaz kılıyorsa, arzusu gerçekleşir. Ancak bu niyetle kılınan bir namazdan âhirette bir şey bekleyemez.
"Ne kadar cömert insanmış!" denilsin diye, muhtaçlara yardımda bulunan kimsenin durumu da bundan farklı değildir. "Çok kahraman bir insan!" denilmek için savaşa katılan bir insan, dünyevî ölçülerle her ne kadar şehit kabul edilse de, bunun âhiret açısından bir değeri yoktur. Çünkü bütün bu insanlar, dünyada elde etmiş oldukları şan ve şöhretle âhiret malını dünyada yemişler, böylece bu güzel amellerinin mükâfatını dünyada tüketilmiştir.
Bu gibi gösterişe düşkün insanların manevi kayıplarını Peygamberimiz örneklerle anlatır: "1. Şehit olan adam huzura getirilir ve Cenab-ı Hak ona, verdiği bütün nimetleri anlatır. O da kavuştuğu bu nimetleri tanır. Kendisine; 'Bu nimetlere karşı sen ne amel yaptın?' diye sorar. Şehit, 'Senin yolunda cihat ettim, nihayet şehit edildim' der. Allah (c.c.) bu kimseye, 'Sen yalan söyledin.
Aksine sen, 'Ne kahramandır!' denilmesi için savaştın ve hakkında da öyle denilmiştir' buyurur. Sonra emir verilir ve bu adam yüzü üzerinde sürüklenir, ateşe gönderilir." Hadisin devamında gösteriş için ilim öğreten, Kur'ân okuyan bir âlimin de aynı âkıbete uğratılacağı bildirilir. "Cömert desinler" diye malını hayır yollarına harcayan bir zenginin de âhirette kaybedenlerin arasında yer alacağı haber verilir. Amel ve ibadetlerde asıl olan niyetlerdir, niyetin ruhu da ihlastır, Allah rızası için yapmaktır.
Bugün