Genç kadın, bebeğin güzelliği karşısında büyülenmiş gibiydi.
Kıvırcık sarı saçları, iri mavi gözleri,kalkık bir burun ve küçük kırmızı dudaklarıyla bir kartpostalı andıran bebek, kadının şimdiye kadar gördüğü en cana yakın kız çocuğuydu.
Onun ipek yanaklarını daya doya öpmek ve cennet kokusunu içine çekmek için eğildiğinde:
"Dokunma bana!" diye bir ses duydu. "Beni okşamaya hakkın yok senin..."
Kadın korkuyla irkilip etrafına bakındı. Bebekle kendisinden başka içerde kimse yoktu. Aynı sesi tekrar duyduğunda bebeğe döndü.
Aman Allahım! Yeni doğmuş gibi görünmesine rağmen konuşan oydu.
"Bana yaklaşmanı istemiyorum" diye devam etti.
"Hemen uzaklaş benden..." Kadın, biraz olsun kendini toplayarak:
"Çocuklarımız hep erkek oluyor" dedi. "Onlar da güzel ama kız çocukları başka. Bu yüzden seni öpmek istedim." "Beni öpemezsin" diye ağlamaya başladı bebek.
"Benim de seni öpemeyeceğim gibi..." "Neden?" diye sordu kadın.
Kadın, neler olup bittiğini hatırlamak üzereyken kendine geldi. Özel bir hastanenin en lüks odasında yatıyor ve narkozun tesirinden midesi bulanıyordu.
Aile dostları olan tanınmış doktor, odayı dolduran çiçeklerden bir tanesini vazodan çıkartıp kadına uzatırken:
"Geçmiş olsun hanımefendi" dedi. "Başarılı bir kürtajdı doğrusu. Ha! Sahi, "kız"mış aldırdığınız bebek."
Neden her evladı olana "anne-baba" gibi yüce sıfatlar yüklüyoruz ki!?
Her mesleğin bir olgunlaşma süreci var. 2-4-6 yıl ve daha da fazla seneleri insanlar öğretmen, doktor, mühendis vs. olabilmek adına tüketiyorlar. Ama anne-baba olmak için harcadıkları süre birkaç nefeslik bir zaman!
Ve anne adaylığını ilan ediyor, dokuz ayın sonunda aile anne-baba oluveriyor. Bir zanaata sahip olmak için çıraklık, kalfalık gibi evrelerden geçmek gerekirken, hayatın en önemli ve değerli işini üstlenmek için, yani bir birey yetiştirmek için herhangi bir evreden geçmek gerekmiyor. Bu yüzden adımızın önüne bu sıfat kolayca eklendiğinden olsa gerek, her babayiğidin harcı olmayan bu olgunun kıymetini de bilemiyoruz.
Anne çocuğun karnını doyurup üstünü değiştirerek, baba maddi ihtiyaçlarını gidererek “ben çocuk yetiştiriyorum” derken, farkında olmadan kendilerini anne-baba olarak yetiştiriyorlar. Bir birey eğitiyor olmanın gizli gururu içlerini kemirirken, aslında kendilerini eğitiyorlar. Öğrencinin sınıf tekrarında zayıf derslerini düzeltmeye çabalaması gibi anne-baba da her yeni çocukta bir önceki eksikliklerini gidermeye çalışıyor. Tabi bu arada her okulun başarısız öğrencileri olduğu gibi, maalesef bu eğitim kurumunun da tembel öğrencileri oluyor. Nasıl ki deliliğini ya da sarhoşluğunu asla kabul etmeyen insanlar varsa, başarısızlıklarını kabullenmeyen anne-baba da bir hayli fazla.
Kolay sahiplenmenin verdiği rahatlıktan dolayı, bu meslek ciddiye alınmıyor. Çocuğun maddi ihtiyaçlarını gidermekle, her türlü eğitimin sağlandığı düşünülürken, zihinlerini ve gönüllerini doyurmak göz ardı ediliyor. Bazıları kendi ebeveynlerinde gördüğü yanlışlardan yola çıkarak, kendi çocuklarına doğruyu uygularken, bazıları ise “bizde böyle gördük” gibi haksız bir tutuma bürünüyorlar. Tıpkı beyaz da olsa, pirincin içinden itinayla taşı bulup çıkaran, ya da görmezden gelen insan gibi.
Evlatlarını birey olarak değerlendirmeyip sadece çocuğu olarak görmekte ısrar eden anne-baba, hata yapmakta gecikmeyecektir. Gözümüzde yalnız çocuk statüsünde kalırsa evlat, üzerinde her türlü hak sahibi olunan, saygıyı boş verip sevgi verilen ki, bunu bile beceremeyenler oldukça fazla, söz hakkı tanınmadığı için en başta özgüven eksikliği olan bireyler meydana geliyor. Ve çocuklardan haksız beklentilere kapılıp, onların beklediklerine âmâ oluyoruz.
Öğretirken öğrenilenlerin, eğitirken eğitiliyor olmanın farkına varmalı, yetiştirirken yetişiyor olmanın erdemini idrak etmeliyiz ki, hayat üniversitesinden mezun olurken verdiğimiz tezden yüksek puan alalım..!!!...."abheri"
Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey benim kızım mı? Gözleri de bana ne kadar çok benziyor.
Kızı :
Bu gözlerini benden hiç ayırmayan adam babam olsa gerek.
5 yaşında
Baba :
Prensesim benim, güzel kızım. Söyle bakalım baban sana ne alsın?
Kızı :
En çok babamı seviyorum. Babam, niye annemle uyuyor? Hep benimle uyusun, başkasını sevmesin.
10 yaşında
Baba :
Gittikçe yaramaz oluyor, kime çekti bu kız?
Kızı :
Ben babama aşığım. Büyüyünce babam gibi erkekle evleneceğim. Babam bu ay harçlığımı arttırır mı?
15 yaşında
Baba :
Ne kadar da çabuk büyüdü. Eve de gittikçe geç kalmaya başladı, bu gidişle başına kötü bir şey gelecek. Sanırım daha sert konuşmalıyım.
Kızı :
Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim kadar vakit geçiremiyorum. Bana baskı uygulamasından nefret ediyorum. Ne zaman özgür olacağım?
20 yaşında
Baba :
Artık sözümü dinlemiyor. Benden giderek uzaklaşıyor. Kendi parasını da kazanmaya başladı ya, bana ihtiyacı kalmadı tabii. Uzun zamandır tatlı bir-iki laf geçmedi aramızda zaten. Evi de sürekli erkekler arıyor. Galiba kızım elden gidiyor.
Kızı :
Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor. Hele geçen gün giydiğim mini eteğe karışmasına ne demeli? Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım. Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!
25 yaşında
Baba :
Bir gün bunun olacağını biliyordum. İşte evleniyor. Zaten aramız eskisi gibi değildi. Şimdi bir de kocası var. Prensesim beni terkediyor.
Kızı :
Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi takınmasının ne lüzumu var ki? Biliyorum, onu bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden yapıyor. Kendi hayalindeki damat değil ya! Sanki birlikte yaşayacak olan o.
30 yaşında
Baba :
Çok az görüşüyoruz. Daha sık biraraya gelsek ne iyi olur. Hem torunlarımı da özlüyorum. Kendi arkadaş çevrelerinden fırsat bulup da bize gelemiyorlar ki...
Kızı :
Babamları da çok ihmal ediyorum galiba. Yine telefonda çok üzgün geldi sesi. Haftasonu onlara süpriz yapmak en iyisi.
40 yaşında
Baba :
Kızım, benim entellektüel düzeyimi yeterli bulmuyor. Ona göre çağın gerisinde düşünüyormuşum. Oysa küçükken derslerine hep ben yardım ederdim. Anlayamadığı bütün problemleri bana sorardı. Şimdi beni beğenmiyor. Bir daha onunla asla politik tartışmalara girmeyeceğim.
Kızı :
Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor. Sürekli bir şeylerden yakınıyor. Gerçi son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama. Ya ona bir şey olursa? Zaten hiçbir zaman dilediği gibi bir evlat da olamadım.
45 yaşında
Baba :
Kızımın mutlu bir yuvası olması ne güzel. Gözüm arkada gitmeyeceğim. Her şeyi kendi başardı. Onunla gurur duyuyorum.
Kızı :
Babam için çok endişeleniyorum. Onu kaybetmeye hazır değilim. İlaçlarını da hep ihmal ediyor zaten. Allah'ım onu benden alma!
50 yaşında
Baba :
Dünyada mutlu kal kızım !
Kızı :
Seni çok özleyeceğim ve arayacağım babacığım. Şimdi ben kime danışacağım, kim yardım edecek bana? Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol. Ve hep yanımda olduğunu hissettir, ne bileyim ben, arada sırada işaretler yolla mesela. Ah babacığım !Sensiz nasıl yaşayacağım?
55 yaşında
Kadın :
Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım. Keşke seni hiç üzmeseydim demeyeceğim, çünkü "keşke"lerin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini biliyorum. Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni üzdüğüm her gün için çok ama çok pişman olduğumu bil olur mu?
Binlerce gözüyle, boşluktaki adam uzanır, düşsel bir incelikten onu kendi gecesine alır.
Kastamonu'da 10 kuruş değerindeki Çin malı oyuncaklarla oynayan 3 çocuk, oyuncağın içindeki sıvıyı merak edip içince zehirlenerek hastaneye kaldırıldı.
Edinilen bilgilere göre, merkeze bağlı Mehmet Akif Ersoy Mahallesi'nde meydana gelen olayda, Ceyhun Demirci (8), İbrahim Kayıkçı (8) ve Veysel Ünal (3) isimli üç küçük çocuk, mahalle bakkalından 10 kuruşa aldıkları ve sıkıştırılınca küçük çaplı patlama oluşturan Çin malı oyuncağın içindeki sıvıyı merak eden üç çocuk paketi açarak sıvıyı içti. Bir süre sonra rahatsızlanan çocuklar, aileleri tarafından Kastamonu Şehit Şerife Bacı Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi'ne kaldırıldı.
Ailelerine ve arkadaşlarına korku dolu anlar yaşatan çocuklar vakit kaybedilmeden hastanede tedavi altına alındı. Hastanede ilk müdahaleleri yapılan Ceyhun Demirci, İbrahim Kayıkçı ve Veysel Ünal isimli üç küçük çocuk, daha sonra ileri tedavi ve tetkik için Ankara Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne sevk edildi. Üç ambulansla Ankara'ya sevk edilen çocukların hayati tehlikesinin bulunduğu belirtildi.